6. sınıf, Konular

Veda Hutbesi İncelemesi

Tarafından 27 Ocak 2013 tarihinde, 6. sınıf, Konular kategorisinde yayınlanmıştır.

Veda Hutbesi İncelemesi

Veda hutbesi hicri 10. yy da Hz. Peygamberin (SAV) hac farizasını ifa için Mekkeye gelip, veda haccı sırasında irad ettiği hutbelere verilen bir isimdir. Bunlardan meşhur olanı Arafatta sayıları kadın erkek 140.000 ini aşan bir topluluğa irad edilen hutbedir.
Veda hutbesi İslamın hayata getirdiği değerlerin özetidir. Veda hutbesinin hukuk açısından insan haklarına getirdiği değerler açıktır. Dini, ilmi, içtimai, idari, siyasi ve ailevi bir takım hak ve vazifeler getirmiştir. Bu hitabenin sosyolojik tarih açısından da önemi inkar edilemez. Bu hutbe, İslamın temel konularına temas etmesi, cahiliyye adetlerini ortadan kaldırması, eşitlik, hürriyet, kan davaları, faiz, emanet, özellikle insan hakları, aile hukuku içinde yer alan karı-koca hakları, vasiyet, zina, borç ve kefalet gibi hukuki meselelere yer vermesi açısından oldukça önem taşır. İnsan hakları açısından Veda hutbesi İslam hukukunun önemli kaynaklarından birisi sayılır. Hz. Peygamber, bu hutbesini bütün toplananların işitip dinleyebilmesi için gerekli tedbirleri almış ve yer yer diktiği, bir nevi hoparlör mahiyetindeki münadiler vasıtasıyla söylediği her cümle yüksek sesle kalabalıklar arsında tekrarlanmıştır. Bu hutbenin hiçbir politik vasfı bulunmamaktadır. Dikkatimizi daha da fazlasıyla çeken husus, kendisinin yakın bir gelecekte vefat edeceğine dair açık beyanına rağmen, Hz. Muhammedin (SAV) siyasi iktidara kimin getirileceği konusunda hiçbir şey söylememiş olmasıdır.

Hz. Peygamberin (SAV) bu hutbesi, yalnız Müslümanlara okunmuş sıradan bir hutbe olmayıp, bütün insanları kapsayan tarihi bir hutbe ve bir insan hakları evrensel beyannamesidir.

Veda hutbesinin yukarıda sözünü ettiğimiz konularından sadece insan hakları ve aile hukuku açısından tahlilini yapmaya çalışacağız.

Hutbede 7-8 yerde geçen ve paragraf başlarını oluşturan Nas (insanlar) kelimesi bu hutbenin veya bu beyannamenin evrensellik yönünü yani bütün insanlara şamil olma özelliğini ortaya koyar. Çünkü Hz. Peygamber bu kelimeyle sadece huzurundaki Müslümanlara değil, orada bulunmayan gayrimüslim; hatta inançsız, Allahı tanımayan bütün insanlara seslenmeyi hedeflemiştir. Zira nas kelimesi mutlak bir sözcük olup, inananı, inanmayanı; müslimi, gayrimüslimi, erkeği, kadını, orada bulunanı bulunmayanı; akıl sahibi bütün mükellefleri içine almaktadır.

VEDA HUTBESİNDE GEÇEN KONULAR

1. Herkesin can, mal ve namusu tecavüzden korunmuştur.

2. Kimsenin kimseye zarar vermeye hakkı yoktur.

3. Bütün Müslümanlar kardeştirler.

4. Faiz yasaktır.

5. Kan davaları ve adaleti şahsen yerine getirmek yasaktır.

6. Kadınlar, erkeklerin hayat arkadaşlarıdır; buna göre onlara iyi muamele edilecektir. Onların da tıpkı erkekler gibi mal ve mülke şahsen tasarruf hakları olacaktır.

7. İnsanlar ırk ve renk farkı gözetilmeksizin birbirlerine eşittirler.

8. Kölelere, efendilerinin aile fertlerinden birisiymiş gibi muamele edilecektir.

9.Servetin bir elde birikmemesi için bütün varislerine isabet eden meşru hakları verilecektir.

10. Bütün borçlar iade edilecek ve ariyet (geçici olarak alınan şey, ödünç) olarak ne alınmışsa iade edilecektir.

11. Zina ve aile hayatına zarar verebilecek her şey yasaktır.

Hutbede yer alan canlarınız (her türlü tecavüzden korunmuştur) ifadesi, kanlarınız yani canlarınız mukaddestir, dokunulmaz demektir. Buna göre insanın yaşama hakkının tabi bir hak olduğunu ve cana dokunmanın ona tecavüz etmenin dinen ve hukuken yasak ve haram olduğu ortaya çıkmaktadır.

Hz. Peygamber bu sözleriyle bütün insanlığa; yaşamak, yuva kurmak, mal sahibi olmak; şeref ve haysiyetli olarak hayatını sürdürmek, hür olmak gibi tabi hakları vazgeçilmez birer hak olarak ortaya koyuyordu. Tarih boyunca fert ve cemiyet huzurunun en önemli kaynakları arsında kişilerin can ve mal güvenliği ile manevi şahsiyetlerinin korunması gibi hususlar yer almıştır. Hz. Peygamber, on beş asır evvel daha bu hakların tanımlarının yapılmadığı dönemlerde bunları en açık olarak ortaya koyuyor ve tatbik zeminini de oluşturuyordu.

Mallarınız… (her türlü tecavüzden korunmuştur) ifadesi ise, insanların mallarının garanti altına alındığını, başka bir deyişle insanın mülkiyet hakkı olduğunu; kişinin mülkiyetinde olan bir şeyin, haksız yere alınamayacağını ancak malın meşru ölçüler dahilinde elde edilebileceğini ortaya koymaktadır.

Irz ve namuslarınız da her türlü tecavüzden korunmuştur ifadesi de kişilerin ırz ve namusunun muhterem ve dokunulmaz olduğunu kesin çizgilerle belirtmektedir. Buna göre kişinin özel hayatının tecessüsü, gizli yönlerinin araştırılması, aile hayatı ile ilgili sırların ifşa edilmesi haram ve yasaktır. İslam hukukuna göre kişinin canına, malına, ırz ve namusuna, aile efradına yani harimine dışarıdan haksız bir saldırı olduğu zaman onları koruma ve gerekirse saldırıyı defetme yani meşru müdafaa hakkı tanınmıştır.

Faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermek gerekir. Ne zulmediniz ne de zulme uğrayınız. Allahın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyyeden kalma bu çirkin adetin her türlüsü ayağımın altındadır… sözleri yukarıda açıklamaya çalıştığımız mülkiyet hakkı ile malların dokunulmazlığı ve haksız kazancın yasak olduğu hususları ile doğrudan ilgilidir. Yani Hz. Peygamber, bu değerli sözleriyle tefecilik gibi bir sömürü düzenini yasaklamış ve ortadan kaldırmıştır.

Böylelikle, zengini ezmekten, yoksulu da ezilmekten kurtarıyordu. Zengin; sevilen, sayılan, toplum yararına yatırımlarda bulunan, yoksullara iş veren, onların geçinmelerini sağlayan insan oluyor; yoksul da bu sayede hayat hakkına kavuşuyordu. Ve toplumda zengin sınıfı, yoksul sınıfı gibi izafi bölünmeler ortadan kalkıyordu. Herkes Allaha kullukta ve insanlığa hizmette derecelendiriliyordu.

Cahiliyye devrinden görülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Sözleri de kişi dokunulmazlığı, yaşama hakkı, toplum düzeni ve sosyal düzenle doğrudan ilgili olup, kan davalarının kaldırılmasıyla, toplumu alt üst eden anarşi önlenmiş, bunların yerine kardeşlik ilkesi tarif edilmiştir.

Ey insanlar Rabbiniz bir, babanız birdir. Hepiniz Ademin çocuklarısınız. Adem ise topraktandır. Allah yanında en değerli olanınız, Ona en çok saygı gösterip emirlerime uyanınızdır. Arabın Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur. (Eğer varsa) bu ancak takva iledir.

Hz. Peygamber bu edebi ve veciz sözleriyle bütün insanların Rabbinin bir olduğunu, aynı anne-babadan türediği ve insanların eşit olduğunu kesin çizgilerle gözler önüne sermiştir.

İnsanların ilerlemesine karşın duran engellerin en yamanlarından biri içtimai heyetin bibirinden ayrı ve farklı sınıflara ayrılmasıdır. Aşağı yukarı her din, her millet ve memleket bunu kabul etmiştir. İnsanlar fiziki yapılarından gelen cinsiyet, ırk, renk, dil soy-sop ve benzeri faktörler hiç bir zaman eşitliği zedeleyecek ve üstünlük sağlayacak nitelikte değildir. O halde bütün insanlar, insan olmaları itibari ile eşittirler. Kanun nazarında herkes eşittir ve prensip itibari ile eşit muameleye tabidirler. Hz. Peygamber, insanların ortak kökeninin topraktan yaratılan adem olduğunu hatırlatarak bütün insanların sonradan ortaya çıkan ırk, dil, renk, servet gibi farklılıklara bakılmaksızın insan kardeşliği meydana getirdiklerini ve bu suretle de Allah a saygı ölçüsü dışında herhangi bir üstünlüğe ortak olmayacaklarını veciz ve çarpıcı bir şekilde ifade etmiştir.

Hz. Peygamber burada ayrıca hukuka, adalet ve hakkaniyet prensiplerine saygı, hakların kötüye kullanılmaması ve başkalarının hürriyetlerine müdahale edilmemesi gerektiğine işaret ederek zulüm ve haksızlık karşısında direnme, hakların kullanılması ve haksızlıkların önlenmesi durumunu belirtmiştir. Bu itibarla adalet, eşitlik ve hakkaniyet prensiplerinin çiğnendiği toplumlarda barış; insan, şeref ve haysiyetine saygı; maddi ve manevi kalkınmadan söz edilemez.

Veda Hutbesinde Hz. Peygamberin üzerinde durduğu ve günümüzde, bilenin de bilmeyeninin de söz ettiği en önemli konulardan biri de aile hukukunun özünü teşkil eden kadın hakları (veya karı-koca hakları) dır. Hz. Peygamber yine ey insanlar diyerek bu konuda dikkat çekmiş ve sözlerini şöyle devam etmiştir:

Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allahtan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allahın emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerin Allah adına söz vererek helal edindiniz. Bir toplumda veya ailede, kişilerin sahip oldukları haklar oldukça önemlidir. Hakların gerçekleşmesi veya onlardan azami derecede istifade, ancak medeni, hukuki ve İslami ölçüler dahilinde hareket etmekle olur ki, bu da eğitim ve kültür düzeyinin yüksek seviyede olmasına bağlıdır. İşte Hz. Peygamber, ailenin bir kanadını oluşturan kadının haklarının çiğnenmesinden endişe ettiği için, hakların gözetilmesini ve çiğnendiği taktirde, Allahtan gelebilecek cezadan sakını9lmasını tavsiye etmiş ve kadınların Allahın bir emaneti olduğunu, yani emanete hıyanet etmemeyi; hakkı ne ise onu vermeyi, altını çizerek belirtmek istemiştir.

Sizin kadınlar üzerinizde hakkınız vardır; sizin kadınlar üzerindeki hakkınız onların, aile yuvasını hoşlanmadığınız hiç bir kimseye çiğnetmemeleridir. Yani ailenin her şeyinden sorumlu olan kocanın, eşi üzerinde nikahtan doğan bir takım hakları olduğu ve bunların da en başında gelen; aile harimine yabancıların ayak basmaması, namusun korunması, sırların ifşa edilmemesi, mesken masuniyeti gibi hususlardır. Bunların yerine getirilmemesi halinde, aile düzeni bozulacak, haklar çiğnenmiş olacak, dolayısıyla çocuklara kötü örnek olunacak, onların ebeveyne güvenleri sarsılacak ve düzeltilmesi oldukça zor bir yıkım meydana gelecektir.

Onların (kadınların) da sizin üzerinizde hakları vardır. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları, meşru bir şekilde (örf ve adete göre) her türlü yiyim ve giyimlerini temi,n etmenizdir. Hz. Peygamber bu sözleriyle, ailenin geçimiyle ilgili olan nafaka hakkı nın, kadının kocası üzerindeki haklarının en önemlilerinden biri olduğunu ortaya koymuştur.

Veda Hutbesi, insan haklarını 632 yılında tüm dünyaya böylece ilan etmişken, bugün batılılar insan haklarının 1215 yolunda İngilizlerin kendileri için kabuk ettiği Magna Karta fermanıyla başladığını iddia ediyorlar. Hz. Peygamberin bu mesajını evrensel olduğunu kabul etmeseler bile burada kabul etmek mecburiyetinde kaldıkları bir gerçek vardır. Hz. Muhammedin Müslümanlara tanıdığı hak ve hürriyetleri, İngiliz kralı halkına ancak 583 yıl geçtikten sonra tanıyabilmiştir.

Veda Hutbesi o gün, geleceğin hukuk, siyaset ve idare dünyasına çok yönlü etki yapmış olan bir vesikadır. Bilhassa Müslümanlar, hayatlarında Hz. Peygamberi kendilerine örnek kabul ettiklerinde onun izleri görünür.

Batıda ise insan hakları yylar süren mücadeleler sonucu B.M Genel Kurulunca 1948 yılında kabul edilmesiyle insan hakları ve hukuku uluslar arası nitelik kazanmıştır. Hz. Peygamberin insan hak ve hürriyetlerinin temelleri olan eşitlik, kardeşlik, hürriyet, adalet, hakkaniyet, can güvenliği, mülkiyet hakkı, şeref ve hassasiyetin korunması, aile ve kadın hakları, görev, sorumluluk ve diğer ekonomik ve sosyal hakları vurguladığı Veda Hutbesinde insanlık tarihinin günümüzdeki anlamı ile ilk İnsan hakları beyannamesi niteliğindedir.

MODERN İNSAN HAKLARI METİNLERİ VE VEDA HUTBESİ

Milletler birleşerek insan hakları için teminatlar arıyorlar… Halbuki 1400 yıl önce bu measj verilmiştir. Sözlerin gönüle en hoş işleyeni muhakkak ki Allah’ın kelamıdır. Onun ilhamıyladır. Arafat meydanında sarfedilenler…
Bu hitabe aynı zamanda yorulma ve usanma bilmeyen bir gayretle Allah yolunda 23 yıllık mücadelenin sonunda emaneti yerine getirmiş, ümemtini uyarmış bir nebinin nesillere ve tarihlere yönelik muazzam bir vasiyetidir.

Hz. Peygamber, Modern İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 1, 2, 7 ve 8. maddelerinde belirtilen eşitlik, kardeşlik, adelet ve hakların korunması gibi hususları şöyle ifade buyurmuşlardr:

“Ey insanlar,
Rabbiniz birdir, babanız da birdir. hepiniz Adem’in çocuklarısınız. Adem ise topraktandır. Allah yanında en değerliniz ona en çok saygı gösterinizdir. Arab’ın Arap olmayana “Allah’a saygı” ölçüsünden başka bir üstünlüğü yoktur. ”

“Mü’minler,
Müslüman müslümanın kardeşidir. Böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşine ait herhangi bir hakka tecavüz etmek, gönül rızası olmadıkça başkası için helâl olmaz. Haksızlık yapmayınız ve haksızlığa da boyun eğmeyiniz.”

Peygamberimiz (SAV), insanların ortak kökeninin topraktan yaratılan Adem (AS) olduğunu hatırlatarak bütün insanların, sonradan ortaya çıkan ırk, dil, renk, servet gibi farklılıklara bakılmaksızın bir “insan kardeşliği” meydana getirdiklerini ve bu suretle de “Allah’a saygı ölçüsü dışında herahangi bir üstünlüğe aship olmayacaklarını veciz ve çarpıcı bir şekilde ifade etmiştir.

 

HAYAT HAKKI, MÜLKİYET HAKKI, ŞEREF VE HAYSİYETİN KORUNMASI

İslâm, kişinin maddî ve manevî varlığını bir bütün ve bu dünyada yaşamasını en tabii bir hak telakki eder. Nitekim İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 3, 12, 17. maddelerinde yer alan hayat hakkı, mülkiyet hakkı, şeref ve haysiyetin korunması, gibi hususları beyanla Allah Resulü şöyle buyurmuştur:

İnsanlar,

Bugününüz nasıl mukaddes bir gün, bu ayınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise biliniz ki canlarınız, mallarınız ve namuslarınız da öylece mukaddestir. Her türlü tecavüzden korunmuştur.

Ashabım,
Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız. Cahiliye devrinde görülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdul Muttalib’in torunu (amca-zadem) Rabıa’nın kan davasıdır. Buna göre anarşi ve kargaşa, kan gütme ve intikam alma, can ve mal güvenliğini ortadan kaldıran sapıklıklar cahiliye adetlerindendir.”
KADIN HAKLARI VE AİLE

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 16. maddesinde evlilik ve aile konusunda Hz. Peygamber, Veda Hutbesinde şöyle buyuruyor:

İnsanlar,

Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allahtan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allahın bir emaneti olarak aldınız. Onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz ederek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinide haklarınız, onlarında sizin üzerinde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, kadınlarınızın aile şerefini, hoşlanmadığınız hiç kimseye çiğnetmemenizdir. kadınlarınızın da sizin üzerinde hakları, örf ve adete göre onalrın her türlü yiyecek, giyecek ve ihtiyaçlarını karşılamanızdır. onalr sizin haklarınıza riayet etsinler, s,z de onlara nezaketle muamele edin. Bir kadını, kocasının izni olmadıkça onun malından başkasına vermesi helâl olmaz. Çocuk kimin nikahı altında doğmuş ise ona eittir. Ve zina suçunu işleyen kişi, çocuk üzerinde hak iddia edemez. Bunların hesabını Allah görecektir.”
İslâm, insanların sağlıklı nesiller yetiştirilerek insanlığın bekası için evlilik bağının “nikah” müessesinin gerekliliğine ve kudsiyetini ifade etmiştir.

1.427

Yazar Hakkında

admin -

Son Eklenenenler
Çok Okunanlar
Sponsorlar
Tavsiye Linkler
Copyright 2012 - Tüm Hakkı Saklıdır. Sosyalcim.org - Bu sitede yayınlanan yazılar ve görseller kaynak gösterilmeden kullanılamaz.